Güneşin baKışı, heyecan.

30 Mayıs 2008 Cuma

Dönem sonu geldi. Uzun zamandır gelmesini beklediğim vakit yaklaşıyor.Şu final denilen hadise süreci geçse de kurtulsam diyorum artık.Sonrasında gelecek her günün neşe içerisinde geçeceğinden eminim sanki.

Evvvet 15. istanbul caz festivali temmuzda başlıyor. Gidebilmeyi umuyorum, günlerim boş geçsin istemiyorum. Umarım birlikte gidebileceğim birilerini bulurum. 6 Temmuzda Caz vapuru kalkıyor ve benimle gelecek biribi buldum :):). Boğazda caz kulağa bile ne kadar hoş geliyor.. Vapurda istanbul saksafon kuartet'ın oluşturduğu müzikal mürettebat eşliğinde unutulmaz bir gün geçireceğimi tahmin ediyorum..Vapur Kabataş'tan kalkıp Kabataş'a geri dönecek caz seviyorsanız kaçırmayın derim..

Maceraya atılma vakti de bir yandan yaklaşıyor fazlasıyla heyecanlıyım.12 Temmuzda ayrılıyorum geçireceğim bir ay için korkularım yok desem yalan olur. Bilmediğim yerler bilmediğim insanlar ve her gün yeni bir maceraya atılmak kulağa nekadar eğleneceli gibi gelse de içten içe yakınlaşan zaman korkularımı da arttırıyor. Ayrılış günü gelmeden önce kendime güvenenimi sağlamlaştırmam lazım ama daha önce başardım şimdi de başarabileceğimi biliyorum.

Sene boyunca zaman zaman fakat sıklıkla içimde oluşan karanlık çöküntü güneşin kendini göstemesiyle yavaş yavaş iyileşiyor.Yanni'nin Renegade adlı parçasının (altta playlistte var) buna çok yardımı oldu saksafon ve keman kapışırken ben de düşüncelerimle ve beklentilerime atışıyorum.Yaz mevsimini seviyorum çünkü her zaman insanı heyercanlandıran öğelerle dolu.Müzikal konserler,tatil planları, uzun zamandır görüşemediğin sevdiklerine kucaklaşma vakti ve sene boyunca okulun getirdiği stresten kurtulmanın binbir türlü yolu...En güzel yanı da ne biliyor musunuz? Vaktin gerçekten kendinize ait olduğunu bilmek.


Önümüzdeki günler bana huzur getireceğe benziyor ve gelecek kışa hatırlayacağım güzel anılarım olacak.Umuyorum ki umutlarım boşa çıkmaz ve planlar yolundan şaşmaz.Şu an yapabileceğim tek şey sabretmek ve beklemek...

inanmak?!?

18 Mayıs 2008 Pazar

Kafa karışık,bir garip.Üzgün,şaşkın ne yapacağını bilemez halde. Yok mu yol gösteren? yoksa gene ben miyim kendime çare?
İnsanlar insanları şaşırtır,kırar ama bunlar hiç umulmadık biri tarafından yapılınca bir karara varmak zorunda hissediyor insan kendisini.Neye inanmalı?Ebedi olan güven böyle buhar olup uçmamalı.İnsan inanmak istediğine değil , inanmak zorunda olduğuna inanmalı.Hayallerle beraber kırılan kalp nasıl düzeltilir? Düzelse de o kalp eskisi gibi hissedebilir mi? Aynı heyecanda aynı tempoda çarpabilir mi?
"Neden?" diye sorup duruyorum kendime.Bir nedeni olmalı bunların.Göründüğü gibi olmamalı çünkü haketmedim ki olanları.Üzülmek,üzmek istemiyorum.Bugüne kadar olan güvenim ellerinde çatlamış olsa da kırılmadan vazgeçmek istemiyorum.Evet inanıyorum çünkü kaybetmek isteyemeyecek kadar bağlı olduğumun farkındayım.

Dilediğim bir "Af"

06 Mayıs 2008 Salı

Bugün özgürlüğe adımın ilk günlerinden biri.Bu yaz bütün bir ay boyunca yokum buralarda.Her sabah farklı bir yerde uyanmak nasıl bir duygu öğrenmeye gidiyorum.İçimde bir vicdan azabı ne yapsam ne etsem yok edemiyorum.Gitmem gerek bu şehirden, buralardan ama zorunda mıydım yalan söylemek?Doğruyu söyleyip ayrılsam gene gidebilir miydim istediğim yere? varabilir miydim istediğim özgürlüğe? Hep bir şüphe, hep bir şüphe.
Özgürlük beklemezdi ki beni..Ayağıma kadar gelmişken diyemezdim ya ;

-Geri git istemiyorum seni, koşamam sana!

Hayatımda ilk defa bu kadar sahibim ona.Ya da henüz olamasam da ilk dökülen kırıntıları avuçlarımda.Kendimi oyun oynuyormuşum gibi hissettim.Biletleri bir bir alırken,otelleri bir bir ayarlarken "ne yapıyorum ben?" diye aklımdan defalarca geçirsem de herşey şimdi hazır ve ben korkuyorum! Neden mi? ..Oyunu kaybetmekten..

Kendime güvenim tam ama vicdanım bir yerde dur diyor.Durmam imkansız olsa da, özgürlüğe veda etmem için yalvarıyor.

-Haklı bir kazanç değil bu geri dön!

Herşeye rağmen mutluyum. Kendi cesaretimi farkettiğim için gururluyum ve yalanla bu işe girdiğim için huzursuzum.Yaptığımın hata olmaması için umutlanıyorum.Döndüğümde yeni bir ben olacak aynanın karşısında.Kendime güvenim her ne kadar tam olsa da kendimle gururlanmam da bir o kadar artacak.

-İşte başardım.Özgürlüğün kollarındaydım.Artık o benim esirim ve ona hükmedebilirim!

Döndüğümde gelen "ben" mutlu "ben" olacak.
Yapacağım hatalar için af diliyorum.Fakat yapmazsam bir "ben" olamayacak.

Bir Pazar Vakti

04 Mayıs 2008 Pazar

tık tık! tık tık! saat 14.08 i gösteriyor.Bu sabah geç uyandım ve kahvaltmı yeni yaptım. Tüm ailenin bir araya toplandığı bu güne bayılıyorum.Baba seslenir;
-kahvaltı hazır kızıııımm!!
o tatlı uyku sersemliğiyle yataktan kalkmamak için debelenirsin, kedi gibi gerinme işlemi sabahın bu vakitlerinde gerçekleştirilir. Yataktan kalkar bir hışımla lavaboya koşarsın abiyle beraber akan suyu aynı anda paylaşmak istemiyorsan şansın vardır kapıya daha önce yetişirsin.Suyun yüzüne ilk çarpışıyla ayılır kahvaltıya doğru yol alırsın. O masa muhabbetlerini, çatal bıçak seslerini duyunca bütün bir hafta boyunca kimi,neyi nekadar özlediğini anlarsın.Babanın pişirirken sucuktan çıkan o cazır cazır sesleri ve tavada kalan son sucuğu kapmak için yapılan çatal savaşları yemeğin tuzu biberi olur.Kahvaltı biter ve anneden duyulmak istenen son sözcükler ağzından dökülür;
-Masayı iyice topla kızım, peynirleri ağzı açık dolaba koyma.
Masa temizlenir anneye babaya birer fincan kahve yapılır.Sonra odaya geçilir ve bilgisayar başına oturulur.Haberlere bir göz atarsın için kararırsa yapacak farklı şeyler ararsın.
Yarı eneji dolu bir pazar vakti ne yapılır diye düşünürken elim tekrar fotoğraf makinesine kayıyor.3-4 gündür elime almadım.Küstüm ona, uzun zaman uğraşmama rağmen otoportre çekimlerim başarısız oldu ben de onu bir kenara bırakarak yeni fikir arayışlarına girdim.Şimdi aklımda parfümün kokusunu fotoğraflamak var her ne kadar imkansız gibi görünse de üzerinde çalışmaya başlayacağım. Ben bunları planlarken baba uzaklardan seslenir;
-Hava güzel, denizi küstürmeyelim kızım hadi sahile yürüyüşe!.

Seni seviyorum babacım.

O_o

Bir James Galway geçti..

Geçen pazar bulunmuş olduğum konser ile ilgili ancak yazabliyorum.Artık unutkanlık mı dersiniz bunaklık mı üşengeçlik mi size kalmış.Evet 27 Nisan Pazar akşamı CRR de yer alan istanbul senfoni orkestrasının konserine gittim bir arkadaşımla.Gidebilene kadarki çektiklerimi üstünkörü geçeceğim. Konser mahali Avrupa yakasında olduğundan ve benim ikamet yerim anadolu yakası olduğundan gece dönüşümü hesaba katarak izin almamı güçleştiren sevgili ailem uzun uğraşlarım sonucunda bana açık bilet verdiler. Öyle bir mutluluktur ki beynim patlayacakmış gibi hissettim. Herneyse gelelim konser gününe.Sevgili arkadaşımı Taksim Burgerkingde bir süre bekledikten ve bekleme süresince 4 kişiden tanışma talebi aldıktan sonra(önemli bilgidir) konser mahaline varabildik.

Kapıda ve içeride bir kalabalık gözümüzü yoruyordu ama James Galway'in taaa nerelerden konser için buraya gelmesi kalabalık için yeterli bir sebepti.Yerlerimizi aldık, konser başlamak üzere, ışıklar kapandı.Orkestra elemanları bir bi yerlerini alıyorlar ,her şey ayarlanıyor ve James Galway sahnede.Giriş Mozart'ın Türk marşı ile yapılıyor.Klasik müzikle bir dinleyici olarak her ne kadar alakadar olsam da salonda bulunan konservatuar öğrencileri ve hocaları kadar ve elbette yanımda oturan arkadaşım kadar alakam olmadığı kesin .Galway o sevimli ifadesi ve muhteşem esintisiyle orkestrayı yönetirken Türk Marşının uç noktalarında tüylerim diken diken oluyor.Bir süre sonra sir Galway i flütü ile birlikte sahnede görüyoruz ve konukları bir kez saha büyülüyor.Kısa bir sürelik aradan sonra orkestra müziğie devam ediyor ve tekrar Sir James Galway ve eşi Lady Jeanne Galway sahnede birlikte çalıyorlar. Ayaklarla ritm tutulmuş, müziğin büyüsüne kapılmış bir şekilde izlemeye devam ediyorum.Konser bitiyor eller alkışlamaktan kızarmış, artık acımaya yüztutumuş.Galway sahneden ayrılıyor derken tekrar geri dönüyor ve çıkartıp aniden çalmaya başladığı thinwhistle ile bütün salonu mest ediyor.Bu sefer Galway gerçekten ayrılıyor ve ellerimiz alkışlamaktan patlamak üzere.
Neticede muhteşem bir müzik ziyafeti çektik , çok güzel bir akşamdı.

istanbul senfoni orkestrasına, Sir james Galway ve eşi Lady Jeanne Galway'e ve de arkadaşım Kubilay'a bu akşam için çok teşekkürler..

Kırıklıklar

02 Mayıs 2008 Cuma

Gevelemeye nasıl başlasam diye düşünürken zaten başlamış olduğumun farkına varıyorum.Karşımdaki yüzüme bakıyor tip tip. Benden birşeyler duymak istediğinden adım gibi eminim çünkü biliyorum.Bir zamanlar ben de onun yerindeydim iç sesim konuşurdu hep;
-hadi söyle hadi söyle yalvarırım!
Ama ben dinlerdim sesimi çıkarmadan. Dudaklarından çıkacak iki kelime hayatımın devamını sağlayacakmış gibi hissederdim. Beklediğin gelmeyince nasıl mı hissederdim? Şimdi ona sormak lazım.Gene iç sesim soruyor dinleyin!
-Nasıl hissediyorsun? Nasılmış merakta bıraktırıp hayalkırıklığına uğratmak?Nasılmış son damla suyun hayallerinle beraber buhar olup uçması?
Yapma bunu bana yazık etme bunca olana demek isterdim,diyemedim.
Umarım düzelir düşüncelerim ,yardımın lazım bana!.