Blogum,
http://www.redpharos.com/ adresine taşınmıştır ilgilenenlere duyurulur :)
Blogum taşınmıştır; www.redpharos.com
25 Ağustos 2008 Pazartesi
Gönderen RedPharos zaman: 16:25
Renkli kurabiyelerle dolu renkli hayaller...
18 Ağustos 2008 Pazartesi
Sevdiğim arkadaşlarımdan biri olan Eda'nın hayallerinden bahsetmek istiyorum biraz.Bu hayaller daha doğrusu bu hayal sadece benim duyduğum kısım.İlgimi çekmedi desem yalan olur çünkü son zamanlarda duyduğum ileriye dönük en masum,sevimli ve eğlenceli bir istek..:)Umarım herşey istediğin gibi gerçekleşir arkadaşım...
Küçük,pembe çatılı, fıstık yeşili ufak bir dükkan düşünün ama gerçekten ufak öyle kocaman bir mağaza değil.Renklerini o söylemeden önce ben tahmin ettim ki doğru bilmişim kafamda oluşan imajın renkleriydi onlar:).Dükkan diyorum ama bu tabir bile kaba kaçıyor o sevimliliğe.
İçeride üç tane masa var üzerleri fırfırlı ve pembe puantiyeli örtülerle kaplanmış. Sandalyeler de aynı şekilde ve üzerlerinde küçük kaneviçeli yastıklar...Camda ise şekilli harflerle "Begonvil" yazıyor.O ufacık yer koca binaların arasında o kadar sevimli gözüküyor ki içeri girmemek elde değil .Camda iki küçük raf var. İçleri rengarenk top kurabiyelerle doldurulmuş küçük cam kavanozlar üzerlerinde yerlerini almış.Kapakları da aynı şekilde fırfırlı kumaşlarla süslenmiş ve üzerinde renkli harflerle "begonvil" yazıyor:).
Kapıdaki ufak kent kızını da unutmamak lazım iki saçı örgülü,sevimli bi kızımız elinde tepsi, günün kurabiyelerinden tutuyor dükkana giren müşterilere(Hayal uçuk ama güzel).Mevsim uygun olduğunda Begonyalar süsleyecek öndeki küçük bahçeyi rengarenk saksılarda rengarenk çiçekler...
İnsan içeri girince kendini alamaz o kokudan.Fırından gelen taze ve sıcacık kurabiyelerin kokusu.Hepsinden yemek ister tek tek.Renk renk şekil şekil kurabiyeler insanın aklını başından alır.Tezgah ise hafif yüksek fakat büyük ve pembe bir tezgahtır.Şekil şekil ,fıstıklı,fındıklı,üzümlü kurabiyelerle dolu rengarenk sepetlerle döşenmiş bu tezgah atmosferi güzelleştiren en büyük görsel öğedir aslında.Arka duvardaki üzerleri şekerlemelerle dolu rafları da unutmamak lazım tabiki.
Okuyunca bile olduğu gibi gözünde canlanıyor insanın.Hayal etmek güzel şey.Şimdi düşünüyorum da Eda'nın öyle bir yeri olsa ben de çıkmam içinden :).Kendisinin de dediği gibi Caz konserine gitmeden önce bir iki çay faslı yaparız.İnceden de güzel bir müzik kulaklarımı okşarsa deymeyin keyfime:).
Onun hayali aslında sevimli ve küçük bir kurabiye dükkanı açmak.Ben sadece biraz süsledim kendi zevklerime göre.Ben bile heveslendim ne yalan söyleyeyim.Dört gözle bekliyorum o kapıdan gireceğim günü umarım çok uzak değildir :)
Ben busefer başkasının düşüne girdim ama çıkasım yok pek.
Çok hoşuma gitti;
renkli kurabiyelerle dolu renkli hayaller...
Gönderen RedPharos zaman: 12:07
Yaşam "Kafes"i...
16 Ağustos 2008 Cumartesi
Nasıl bir sıcaktır bu...Şu an hissettiklerimi düşündükçe yuvalarından alınmış penguenlere acıyorum.Ben kendi yerimde bu kadar sıcaktan dert yanıyorsam soğuktan gelip sıcakta yaşamak zorunda olan penguenler ne yapsın? sorarım size..
Berlindeyken Avrupa'nın en büyüğü olduğu söylenen hayvanat bahçesine gittim.Familyamdan olan fakat o güne kadar hiç tanışma fırsatını bulamadığım bir çok ahbabımla
tanıştım;Kuşlar,gergedanlar,zürafalar,kaplanlar,ayılar,maymunlar ve penguenler...
İçlerinde en çok acıdıklarım penguenler oldu çünkü her ne kadar diğerleriyle aynı kaderi paylaşıp kafeslere tıkılmış olsalar da penguenler tepeden vuran güneşin altında,kul yapımı bir kar makinesinin attığı karların çevresinde ışığa doğru bakıyorlardı.Artık ölmek için yalvarıyor olduklarını düşünmüştüm çünkü o hava bizim için bile yeterince kavurucuyken zavallı yaratıklar ne yapsın?Karın içinde doğup geldikten sonra ufacık bir kar makinesinin yaptığı kar ne kadar tatmin eder ki onları?
Kendimi yapay bir güneşin altında ısınırken hayal ediyorum da çok fazla yaşayamazdım herhalde...
Gezinin en iğrenç kısmı ya da hayvanat bahçesinin en tiksindirici kısmı bir çok kıllı örümcek ve böcekten oluşan sergiye benzer bir bölümdü.Adamlar o bölümü hazırlarken öyle ince düşünmüşler ki amaçları ziyareçiyi olabildiğince o hayvanlardan soğutmaktı sanırım ki yeterince başarılıydılar.
İçi mutfak şeklinde döşenmiş bir cam kafes düşünün duvarlar leş gibi,içerisinde yağı donmuş bir tava,ağzı açık küflenmiş bir şokella kutusu,üzeri silme karınca dolu bir kaşık ve tabiki serginin baş karakteri olan kıllı iğrenç bir böcek.Verdikleri mesajı almayan yoktur sanırım.O sahneyi gördükten sonra bir süre birşey yiyemedim.Artık mutfağımda daha dikkatliyim diyebilirim :/.
O gün orada geçirdiğimiz süre içerisinde şu dünyaca ünlü kutup ayısı Knut ile tanıştım :).O ufaklığındaki sevimliliği kalmamış tabiki.Knut koca adam olmuş keyif çatıyordu izleyenlerin karşısında:)Kendisine fazla yaklaşamadım ama sevenlerine uzaktan poz verdi;
İşte bebek Knut:)

ve işte Knut'un son hali hayranlarına duyurulur..:)
Berlinde yaşadıklarımın bir kısmını oluşturan hayvanat bahçesi gözlemlerimden az çok bahsettim.şimdilik bu kadar.
Knut'tan hepinize selamlarr:)
Gönderen RedPharos zaman: 00:25
Anılar da çift taraflı...
13 Ağustos 2008 Çarşamba
Önümüzdeki bir ay evden çıkasım yok.İçimdeki özlem hala gitmedi desem yeridir. Şu an çift taraflı bir özlem yaşıyorum.Biri evimde olmama rağmen bitmeyen hayatımın hasreti diğeri de bir ay boyunca yaşadıklarıma duyulan bir çeşit özlem.
Buraya gelene kadar kaç defa dedim hatırlamıyorum;
"evim,odam,yatağım,bilgisayarım"...
Şimdi evimde, odamda ,yatağımda, bilgisayarımın başındayım.Gelene kadar oraları özlemeyeceğimden o kadar emindim ki şimdi yanıldığımı farkediyorum.Kampımı,arkadaşilarımla geçirdiğim 15 günü,sonrasını ve yaşadıklarımı gerçekten özlemeye başladım bile.
Az önce kampta tanıştığım büyük çekirgeyle konuştum :).Çekirge dememe bakmayın her nekadar gerçek anlamda hayvan olan çekirgelerle de karşılaşmış olsam da bu bahsettiğim üç koreli arkadaşımın fiziken en büyük olanı :).O da bizleri özlemiş belli ki.
Kampta sürekli yaptığımız bir geyik vardı.Alırdık bu büyük çekirge Youn'u karşımıza sorardık;
-Abi napıyorsun yaaa?
ve verdiği cevap şu olurdu;
-cigarrechurrum.
:)))))))).Cevap her zaman aynıydı fakat nasıl yazıldığını bilmeden telaffuz etmek böyle oluyormuş.. Az önce nette muhabbet ederken aynı soruyu sordum ona ve kendince yorumladığı "sigara içiyorum" cümlesini tamamen yanlış anladığını farkettim :) Gayet normal tabiki... Bunlar bana kampımın güzel günlerini anlatıyor işte özlememek elde değil...
Şimdiye gelince.Oradayken yanımda olmasını istediğim herşeye kavuştum sonunda o yüzden de evden çıkasım yok işte...Müzik hep benimle olsa da odamda dinlemek farklı tabi ki...
Venedikten aldığım maskeleri duvarıma astım bir parçam hala oralarda bir yerde ama eminim yakında dönecektir..:)
Hala beklemekteyim...
Bir özlem biter yenisi başlar... Hep mi böyleymiş?
Ben yeni öğrendim....
Gönderen RedPharos zaman: 18:53
Bir Maceranın Sonu...
11 Ağustos 2008 Pazartesi
Tekrar başladığım yerdeyim...
Bir ay nasıl geçti anlamadım dersem pek gerçekçi konuşmuş sayılmam.Başlarda kolay geçse de sonlara doğru,zaman ilerledikçe sıkılmalar başladı..
Barcelona'dan başlayan yolculuğumuzu Roma'da sonlandırdık.Nereden başlasam anlatmaya bilemiyorum ki anlatılacakların çoğu aslında yaşanılması gereken anılar...
Kampımız 15 gün boyunca bize her biri birbirinden farklı insanlarla yaşama imkanı verdi.Bu farklılıklar farklı heyecanları,anıları doğrudu tabiki.Ayrılık günü çok zordu diyebilirim herkesin gözü yaşlı, zar zor uğurlandık...
Ve özgürlüğe ikinci adım Madrid'e idi.Ellerimizde haritalar hostelımızı arıyoruz.O zaman yön duygumuz daha zayıftı tabi ona rağmen fazla zorlanmadan mekanımızı bulduk ve yerleştik...Şehri keşfetmek okadar kolay olmadı başta fakat zamanla insan alışıyor ve sonunda sokakları ezberlemiş duruma geldik.Madridi beğendim diyebilirim ama gene de abartılacak kadar değil.
Sonraki durak Portekiz Lisbon'du.Lisbon ufak bir yer 2 günden fazlası fazla bence gene de fena değildi.Zaten 1 gece kaldık o bile yetti.
Paris'e gelince.Ülkeye girdiğim anda hissedeceğimi tahmin ettiğim duyguyu hissedemedim belki de fazla yorulduğumuz içindi bilmiyorum ve bu hissiyatsızlık malesef ki devam etti.Paris güzel bir şehir yalnız orada yaşayabileceğimi söyleyemem.Hayat oldukça pahalı gerçi Avrupa'nın geneli böyle,biraz canımızı acıttı diyebilirim.En basiti kana kana su içemedim ki bir suya 2€ vermek adamı baya bir yoruyor.Eiffel kulesinin ikinci katına kadar yürüyerek çıktık manzara hoştu evet ama gözlerimde okadar büyüttüğüm kule hayallerimdekinden daha küçüktü..:).Paris'te Eiffel kulesi,Louvre müzesi,Notre Dame'ı ve Champs Elysées i gördüm. 3 günde ancak bu kadar oluyor malesef.
Paris'ten sonraki durağımız Berlin'di.Eğleneceğimi ve orayı seveceğimi umuyordum ki öyle oldu.Hava alanından bizi polonyalı arkadaşım Pawel karşıladı taa evinden 8 saat direksiyon sallayıp bizim için oralara geldi.Hep beraber güzel 3 gün geçirdik ki tatilimin en güzel kısımlarından biriydi.Berlin'i diğer yerlere göre daha çok sevdiğimi söyleyebilirim.
Sırada Venedik ve Roma var.İtalya'nın son durak olması bizi mutlu etmeye başlamıştı bile.Herkesi,herşeyi çok özlemiştik çünkü.Venedik için söyleyeceklerim Lisbon için söylediklerime benzeyecektir.Orası da küçük ama Lisbondan daha sevimli bir yer.Garip olan şu ki deniz mahsulleri restorantından ya da pizza ve makarnacıdan başka yiyecek biryer bulmakta zorlandık.Kolasız ve üzerinde sadece mozerella peyniri olan lahmacun kıvamındaki bir pizzaya 8€ vermek canımızı ayrı acıttı tabi :P.Venedikteki bütün mağazalarda karışlaşacağınız iki şey vardır el yapımı maskeler ve italya'nın ünlü murano camından yapılan takılar ve süs eşyaları.Fiyatlar pahalı olsa da gitmişken bir iki ufak birşey almamak elde değil.
Venedik'de kaldığımız yer şehir merkezine uzak yani otobüsle 20 dk kadar mesafede olan çiftliklerin arasında bir hostel.Doğayla iç içe kafa dinlemek için çok iyi bir seçenek olan bu yeri bulmakta biraz zorlandık.Yanlış yerde inip baya bi yürüdükten ve otobüsü uzunca bir süre bekledikten sonra doğru yere varabilmiştik.Başta şaşırdık ama sonra alıştık.
Venedik'ten sonraki ve son durağımız Roma idi. Orada kalmadık sadece uçuşumuz transit olduğundan 9 saatlik arada 3.5 saat gezebildik.Ünlü Collesseum'u ve aşıklar çeşmesini gördükten sonra az biraz dolanıp uçağımıza yetişmek üzere havalanına geri döndük.
Sonunda 8. defa uçuyoruz ama bu sefer evimize :)
Şimdi mi?...
Tekrar odamdayım gördüğünüz üzere bilgisayarımın başında.
Nasıl mı hissediyorum?...
Yorgun ama mutlu..:)
başka bi vakit başka yerlerden anıları tekrar paylaşmayı umuyorum...
Sonuç?..
Çok güzel geçen bir aydı; heyecanlı,yorucu,hüzünlü ve mutlu...
Fotoğraflar için :
http://www.flickr.com/photos/redpharos/
Gönderen RedPharos zaman: 22:42